Yazarlar
+ Yazar ol
+ Reklam ver
Türkiye'nin ilk ve tek sosyal içerikli kitap sitesi





Mutlaka İzlenmesi Gereken 26 Psikolojik Gerilim Filmi

10 Aralık 2015 10:44

Gerilim tarzının zihinsel olarak izleyicisini en zorlayan alt türü olarak psikolojik gerilimi gösterebiliriz. Genelde stabil olmayan duygusal durumlara sahip ana karakterlerin yer aldığı ve gizemli hikâyelerin anlatıldığı psikolojik gerilim filmleri, bu açıdan izleyiciyi korku ögelerine çok girmeden anlatısı ile diken üstünde bırakır. Biz de, “beyin yakan” örneklerine rastladığımız psikolojik gerilim alt türünün mutlaka izlenmesi gereken filmlerini sizler için derledik.

 

Vertigo (1958)

Alfred Hitchcock’un Pierre Boileau ve Pierre Ayraud’un D’Entre Les Morts adlı kitabından beyazperdeye uyarladığı Vertigo, özel dedektiflik yapan Scottie’nin eski dostunun eşi olan Madeleine’i takip etmeye başlamasını konu alır. Scottie Madeleine’i izlemeye devam ettikçe ondaki garipliği de fark etmeye başlar fakat kendi akıl sağlığı da sekteye uğrar. Hitchcock’un klasiklerinden biri olan Vertigo’nun başrollerini James Stewart ve Kim Novak paylaşıyor. Film 1989 yılında 

 

Blow-up (1966)

Michelangelo Antonioni’nin en bilinen filmlerinden biri olan Blow-up, çektiği bir fotoğrafın aslında bir cinayeti aydınlatabilecek bir kanıt olabileceğini gören bir fotoğrafçının öyküsünü aktarır. Yakaladığı kareden yola çıkarak olayı irdeleyen fotoğrafçı, yapboz parçalarını birleştirmeye çalışır. Antonioni’nin, insanın varoluşsal problemlerine bir ilaç olarak zenginlik ve lüksü görmesinin altı boş bir çaba olduğunu alt metninde verdiği Blow-up, filmin sonlarına doğru yer alan sahneleri ile de bu durumun altını çizer.

 

Rosemary’s Baby (1968)

Roman Polanski’nin Ira Levin’in aynı adlı romanından beyazperdeye uyarladığı 1968 yapımı Rosemary’s Baby, En İyi Senaryo dalında Akademi Ödüllerine aday gösterildi. Genç Woodhouse çiftini konu alan filmde çiftin yeni dairelerine taşınmasından sonra, Rosemary bir süre sonra bütün komşularının garip davranışlar sergilediklerini fark eder. Gizemli bir şekilde hamile kaldıktan sonra da Rosemary henüz doğmamış çocuğunu korumak için büyük bir mücadele altına girer. Müzikleriyle de bir başyapıt olan filmin başrollerini 

 

Don’t Look Now (1973)

1973 İngiltere-İtalya ortak yapımı psikolojik gerilim filmi olan Don’t Look Now, gotik edebiyata verdiği eserlerle tanınan İngiliz yazar Daphne du Maurier’nin 1971 tarihinde kaleme aldığı ve Not After Midnight adlı derleme kitabında yer alan kısa öyküsünden beyazperdeye uyarlandı. Nicolas Roeg’in yönetmenliğini üstlendiği film, kızları boğularak ölmüş bir çiftin, Venedik’e yerleşmelerini ve burada karşılaştıkları bir kadının gelecekleri hakkında tedirgin edici bir kehanette bulunmalarıyla yaşadıklarını konu alıyor. Derin metafor ve imgeler içeren filmin başrolünü Julie Christie ve Donald Sutherland paylaşıyor.

 

The Conversation (1974)

Francis Ford Coppola’nın The Godfather’dan iki yıl sonra yönetmen koltuğuna oturduğu ve aynı zamanda senaryosunu da kaleme aldığı filmi The Conversation, aynı yıl içerisinde Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü sahiplendi. Oyuncu kadrosunda Gene Hackman, John Cazale, Allen Garfield ve Frederic Forrest gibi isimlerin yer aldığı film, 1995 yılında “kültürel, tarihi ve estetik olarak önemli” filmler arasına seçilmiştir. The Conversation, gelişmiş elektronik aletler kullanarak dinleme ve izleme yapma konusunda uzman bir özel dedektif olan Harry Caul’un hikâyesini konu alır. Caul’a başvuran bir iş adamı, dedektiften genç bir erkek ve kadını izlemesini ister. Caul genç çifti izlerken kaydettiği konuşmalardan etkilenir ve artık olaya sadece bir iş olarak bakmaz.

 

The Shining (1980)

Stanley Kubrick’in başyapıtlarından sayılan The Shining, edebiyatın korku ustası Stephen King’in aynı adlı romanından 1980 yılında beyazperdeye uyarlandı. Jack Nicholson, Shelley Duvall ve Danny Lloyd’un başrollerinde yer aldığı The Shining, yazar Jack Torrence’ın karısı ve oğluyla The Overlook Hotel’de kalmalarıyla başlayan gariplikleri konu alır. Jack yavaş yavaş bir tekinsizliğin içine düşürek ailesine kabus dolu anlar yaşatmaya başlar. King defalarca filmi beğenmediğini hatta nefret ettiğini dile getirse de The Shining sinema tarihinin en önemli filmleri arasında yer edinmiştir.

 

Videodrome (1983)

Body horror olarak adlandırılan alt türün öncü yönetmenlerinden David Cronenberg’in ustalık eseri olarak gösterebileceğimiz Videodrome, şiddet dozu yönünden Cronenberg’den beklenenden daha azını vermez iken alt metni ile bizleri ekrana bağlayan şeyi öyle uzaklarda değil de içimizde barındırdığımız en karanlık arzularımızda aramamız gerektiğinin altını çizmişti. James Woods’un canlandırdığı, medyanın sınır tanımamazlığının bir timsali olan Max Renn, televizyon kanalında yayınlamak için şiddet dozu yüksek ve sert içerikler aramaktadır. Renn’in sado-mazoşizm ve şiddet içerikli yayınlar yapan Videodrome kanalına şans eseri rastlaması, hikâyenin farklı bir yöne sapmasına sebep olacaktır.

 

The Silence of the Lambs (1991)

3. sezonu sırasında 4. sezonu iptal edilen ve izleyiciler tarafından oldukça beğenilen Hannibal dizisini saymazsak ünlü seri katil Hannibal dendiği zaman akla gelen ilk film Kuzuların Sessizliği (The Silence of the Lambs) olur. Jonathan Demme’nin yönettiği film, Hannibal Lecter karakterine farklı bir hava getiren Anthony Hopkins ile inatçı FBI ajanı Clarice Sterling’i canlandıran Jodie Foster’ın performansları ile daha çok anılan bir film. Fakat filmin 1992 yılında En İyi Yönetmen, Film, Senaryo Oscar’larını kazanmasının tek bir basit nedeni yok. İki farklı hikâyeyi müthiş bir şekilde bir potada eritmeyi başaran senaryosu, izleyiciyi gerim gerim geren atmosferi ve mizansenleri (Filmin sonlarına doğru gelen gece görüşü sahnesi örnek olarak gösterilebilir) ve tabii ki de oyuncu kadrosunun başarılı performansları ile The Silence of Lambs gerilim filmleri arasında özel bir yere sahip bir klasiktir.

 

The Talented Mr. Ripley (1999)

Psikolojik gerilim ve polisiye romanları yazarı Patricia Highsmith’in beş kitaplık ünlü Ripley serisinin ilki olan Yetenekli Bay Ripley’den uyarlanan The Talented Mr. Ripley, The English Patient ve Cold Mountain gibi uyarlama filmlerin yönetmeni Anthony Minghella ve oyuncular Jude Law, Matt Damon, Gwyneth Paltrow, Cate Blanchett, Philip Seymour Hoffman’ın varlığı ile ilgi çeken bir yapım. Film, zeki ama beklentileri hiçbir zaman karşılayamamış bir genç olan Tom Ripley’nin, birtakım yanlış anlaşılmaları lehine kullanarak milyoner Dickie Greenlaf’in hayatına dahil olması ile açılır. Matt Damon’ın kariyerinin en başarılı performanslarından biri ile canlandırdığı Ripley’nin yalanlar üzerine kurduğu yeni kimliği ile izleyiciyi hızlı giden bir aracın içerisinde yaşanacak türde bir gerilime sürükleyecek olaylar gerçekleşmeye başlar.

 

The Sixth Sense (1999)

M. Night Shyamalan’ın sinemaseverler tarafından en beğenilen filmleri arasında ilk sıralara yerleşen The Sixth Sense, yıllar sonra bile her daim sürprizlere gebe konusunun yanı sıra 11 yaşındaki Haley Joel Osment’in büyüleyici performansı ile hatırlanıyor. Film, ölüleri görebildiğini ve onlarla konuşabildiğini iddia eden içine kapanık bir çocuk olan Cole’un ve ona yardım etmeye çalışan Malcolm Crowe adlı bir çocuk psikoloğunun hikâyesini konu alıyor. Bruce Willis’in de rol aldığı The Sixth Sense, Akademi Ödüllerine altı dalda aday gösterilmiştir.

 

American Psycho (2000)

Bret Easton Ellis’in aynı adlı romanından Mary Harron tarafından 2000 yılında beyazperdeye uyarlanan American Psycho, Patrick Bateman (Christian Bale) adlı New Yorklu zengin bir iş insanının ürkütücü fantazilerini ve insanları amaçsızca öldürmesini konu alıyor. Başarılı oyuncu Christian Bale’in başrolünü üstlendiği filmin gerçekliğini sorgulatması psikolojik gerilimin en iyi örneklerinden biri olmasını sağlıyor. Zira ana karakterin pek çok tekinsiz davranışı yaşanmış olan tüm olayların Patrick’in hayal gücünün ürünü olduğunu düşünmemize de neden oluyor. Fakat bunun akıbetini hiçbir zaman öğrenemiyor oluşumuz filmin gerilim seviyesini arttırıyor.

 

Memento (2000)

Christopher Nolan’ın son olarak çektiği Inception, Interstellar gibi filmler kimileri tarafından yönetmenin zirve noktası olarak görülebilir fakat kimileri için Nolan’ın en iyi filmi hâlâ Memento. Yönetmenin son derece düşük bütçeli ilk uzun metraj filmi The Following’ten sonra çektiği Memento, inanılmaz bir kurgu ile anlattığı hikâyesini ters yüz bir şekilde aktarıyor izleyicisine. Üstelik Nolan’ın bu kurgu tercihi, kronik hafıza kaybı olan Leonard’ın intikam arayışının anlatısına muazzam derecede hizmet eden, izleyicinin Leonard’ı özümsemesine vesile olacak bir tercih oluyor. Memento, karışık olduğu kadar minimal öyküsü ve Guy Pearce, Carrie-Anne Moss, Joe Pantoliano gibi isimlerden oluşan oyuncu kadrosunun başarısı ile hâlâ Nolan’ın en iyi filmlerinden biri.

 

The Pledge (2001)

Ünlü oyuncu Sean Penn’in üçüncü uzun metraj yönetmenliği olan The Pledge, Nevada’da emekli bir polis olan Jerry Black’in kızı öldürülen bir kadına katili bulacağına söz vermesiyle gelişen olayları konu alır. Polisin yakaladığı kişinin asıl katil olmadığına inanan Jerry, araştırmaları sonucunda bu cinayetin bölgedeki benzer üçüncü olay olduğunu keşfeder. Olayı derinlemesine araştırmak için bölgeye yerleşen Jerry, önceki kurbanların profiline benzer bir kızın annesi ile yakınlaşınca olaylar farklı bir noktaya evrilir. Jack Nicholson’ın başrolünde yer aldığı The Pledge, oyuncunun performansından güç alarak bu gizemli ve dramatik hikâyeyi başarıyla izleyiciye aktarır.

 

Das Experiment (2001)

Hapishanede mahkûm ve gardiyan olma üzerine yapılan ve kontrol edilemeyecek olaylara sebep olan Stanford hapishane deneyinden esinlenen Das Experiment, uygun ortamda insan psikolojisinin nasıl da olayları çığırından çıkartabilecek bir potansiyele sahip olduğunu kanıtlar. Alman yönetmen Oliver Hirschbiegel’in yönettiği ve dönemin gözde Alman oyuncularından Moritz Bleibtreu’un başrolünde yer aldığı yapım, deney aşamasını başından sonuna kadar sabırla takip eder. Dolayısıyla, izleyiciler olarak bizler de Das Experiment vasıtasıyla bir deneyin iktidar ve güç savaşına dönüşünü izleriz. Stanford deneyinin ele alındığı diğer bir film olan The Stanford Prison Experiment’ın da ilerleyen aylarda ülkemizde vizyona girme şansı olabileceğini belirtelim.

 

The Machinist (2004)

Yönetmenliğini Brad Anderson’ın, senaristliğini ise Scott Kosar’ın üstlendiği 2004 yapımı psikolojik gerilim filmi The Machinist; bir yıldır hiç uyumayan, sürekli kilo kaybeden ve bir fabrikada işçi olarak çalışan Trevor Reznik’in yaşadığı garip olayları konu alır. Uykusuzluğunun neden olduğu unutkanlığı ve konsantre kaybıyla kendisine notlar bırakan Trevor’a bu tekinsizliğinden ötürü hiçbir iş arkadaşı güven duymaz. İçinde bulunduğu bu ruhsal ve fiziksel çöküntüler Trevor’ı zamanla gerçeklikten kopartarak paranoyaya sürüklemeye başlar. Trevor’a usta oyunculuğuyla Christian Bale hayat veriyor.

 

Caché (2005)

Avusturyalı yönetmen Michael Haneke’nin 2005 yapımı psikolojik gerilim filmi Caché, üst sınıf Fransız bir çiftin evlerinin önüne isimsiz biri tarafından bırakılan bir dizi video kasetlerle yaşadıkları dehşeti konu alır. Daniel Auteuil ve Juliette Binoche’nin başrollerini paylaştığı ve 2000’li yılların en iyilerinden biri olarak gösterilen film, Haneke’ye Cannes Film Festivali’nde En İyi Yönetmen dalında ödül kazandırmıştır.

 

Ne le Dis à Personne (2006)

Ne le dis à personne, filmin başında ortaya çıkan ve film boyunca gerçekleşecekleri tetikleyen gizemini çok başarılı bir şekilde finaline kadar getirirken, aynı anda bir saatin dişlisi gibi işleyen senaryosu sayesinde izleyiciye nefes alma şansı vermeyen bir gerilim. Fransa’nın ünlü oyuncularından olan Guillaume Canet’nin yazıp yönettiği, bir başka ünlü oyuncu François Cluzet’nin başrolünde yer aldığı tüm bahsi geçenlerden ötürü 130 dakikalık süresine rağmen hem gerilerek hem de heyecanla izlenecek aksiyon soslu bir gizem-gerilim filmi olmayı başarıyor.

 

Zodiac (2007)

Amerikalı ünlü suç yazarı Robert Graysmith’in kaleme aldığı aynı isimli romanından David Fincher tarafından 2007 yılından beyazperdeye uyarlanmıştır. 1960’lı yıllarda Amerika’da seri cinayetler işleyen ve kendine Zodiac takma adını koyan katili yakalama öyküsünden esinlenen hikâyede de olduğu gibi film, Zodiac’ı yakalamayı takıntı haline getirmiş olan San Francisco’lu bir karikatüristin amatör dedektifliğe soyunmasını konu alır. Başrollerinde Jake Gyllenhaal, Mark Ruffalo ve Robert Downey Jr. gibi isimlerin yer aldığı Zodiac, sıradan bir polisiye gerilim filmi olmaktan ziyade türün klişelerine kaçmadan izleyicinin merakını her daim yüksek tutmayı başarıyor. 

 

El Secreto de Sus Ojos (2009)

Juan José Campanella’nın yönetmen koltuğunda oturduğu Arjantin yapımı gerilim filmi El Secreto de Sus Ojos (The Secret in Their Eyes) 2010 yılında Yabancı Dilde En İyi Film Oscar Ödülünü sahiplendi. Orijinal hikâyesi Eduardo Sacheri’nin yazdığı La Pregunta de Sus Ojos adlı romana dayanan film, emekliye ayrılmış eski bir federal görevlisi olan Benjamín Espósito’nun hikâyesini konu alır. 20 yıl kadar önce kapatılmış ama sonuçladırılamamış eski bir dava ile ilgili roman yazmakta olan Esposito, bir yandan da hayatını tamamıyla değiştiren bu davada eksik kalan noktaları tamamlamaya çalışmaktadır. Şaşırtıcı konusu ve özellikle şok edici finaliyle aldığı ödülü sonuna kadar hak eden bir yapım El Secreto de Sus Ojos.

 

Shutter Island (2010)

Efsanevi yönetmen Martin Scorsese ile usta oyuncu Leonardo DiCaprio’yu tekrar bir araya getiren 2010 yapımı Shutter Island, ünlü polisiye yazarı Dennis Lehane’in aynı isimli eserinden güç alarak izleyiciyi şaşırtmayı başaran bir yapım. Mark Ruffalo, Ben Kingsley ve Michelle Williams gibi isimlerin yer aldığı başarılı oyuncu kadrosuyla Shutter Island, bir polis şefinin suçluların yattığı bir akıl hastanesinden kaçan bir katilin olayını araştırmak için hastaneye gelmesini konu alır. Film hikâyesi boyunca seyirciyi diken üstünde tutuyor ve ters köşe yapan finaliyle de seyirciyi şaşırtmayı başarıyor.

 

Black Swan (2010)

Darren Aronofsky’nin 2010 yapımı gerilim filmi Black Swan, Tchaikovsky’nin ünlü yapıtı Kuğu Gölü’nde başrolü üstlenen Nina’nın hikâyesini konu alır. Gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanan Black Swan, Beyaz Kuğu için seçilen Nina ile Siyah Kuğu için seçilen Lily (Kunis) arasındaki çekişme sonucu Nina’nın karanlık taraflarını keşfetmesiyle şekillenir. Filmin başrolünde kendisine En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını getiren rolüyle Natalie Portman yer alıyor. Portman’a Mila Kunis’in eşlik ettiği film, Akademi Ödüllerine beş dalda aday gösterilmiştir.

 

La Piel Que Habito (2011)

Pedro Almodóvar’ın, erken dönem filmlerindeki fetiş oyuncusu Antonio Banderas ile yeniden buluştuğu, Thierry Jonquet’nin Tarantula adlı eserinden uyarlanan La Piel Que Habito (The Skin I Live in), ünlü yönetmenin son yıllarda imza attığı filmler içerisinde en çok beğenilen yapım olmuştu. Gizemli ve trajik iki farklı öyküyü anlatan The Skin I Live in, yönetmenin kendisinden bile görmeye alışkın olmadığımız seviyedeki stilistik çalışması ve bahsini ettiğimiz iki öykünün inanılmaz bir kurgu ile anlatılması ile Almodóvar’ın son dönem filmleri arasında ayrı bir yere sahip olmayı sonuna kadar hak ediyor.

 

Jagten (2012)

Son olarak Far from the Madding Crowd filmini izleme şansına eriştiğimiz Thomas Vinterberg’in yönettiği, 2012 yılının en çok beğenilen filmlerinden biri olan Jagten; çalıştığı anaokulunda ve yaşadığı kasabada çevresine son derece iyi niyetli biri olarak gözüken Lucas’ın hayatının, arkadaşının kızı olan bir öğrencinin ufak bir yalanı yüzünden mahvolmasını konu alır. Çocuğunun velayeti konusunda uğraşırken ve aşkı da yeni bulmuşken gerçekleşen bu olay sonucu Lucas, kasabalılar ve arkadaşları tarafından yargısız infaza tutulur. Vinterberg’in konuya olabildiğince sakin yaklaşan kamerası ve Mads Mikkelsen’in muazzam performansı, Jagten’ı başarılı bir yapım konumuna yükselten etmenler olurlar.

 

Stoker (2013)

Prison Break’ten tanıdığımız Wentworth Miller’ın senaryosunu yazdığı, kült film Old Boy’un arkasındaki isim olan Chan-wook Park’ın İngilizce çekilmiş ilk filmi olan Stoker, türe yenilik getiren bir yapıda olmasa da halihazırda elindeki malzemeyi gayet efektif bir şekilde kullanması ile öne çıkan bir yapım. Chan-wook Park’ın, 2009 yılında çektiği Thirst filminin tekinsiz atmosferinin bir benzerini yaratmayı başardığı Stoker, babasının ölümü ile ortaya çıkan amcası ile garip bir ilişki kuran India’nın yaşadıklarını mistik bir şekilde anlatıyor. Nicole Kidman, Matthew Goode ve Mia Wasikowska gibi isimlerden oluşan oyuncu kadrosunun performansı, formda bir Chan-wook Park’ın kamerası ile buluşunca ortaya başarılı bir gerilim filmi çıkıyor.

 

Prisoners (2013)

2015 yılının en iyi filmleri arasında gösterilen Sicario’nun başarılı yönetmeni Denis Villeneuve’ün yönettiği, başrollerinde Jake Gyllenhaal ve Hugh Jackman’ı gördüğümüz gerilim filmi Prisoners, küçük kızının bir arkadaşı ile beraber kaybolmasının ardından polisin yaptığı arama çalışmalarını yeterli bulmayarak kızını kendi başına aramaya karar veren Keller Dover ve departmanındakilere göre nispeten daha idealist bir polis olarak gösterilebilecek Detective Loki’nin bu arama çalışmaları sırasında yaşadıklarını anlatıyor. Basit bir kaybolma olayının, araştırıldıkça daha da büyük bir olayın parçası olduğu anlaşılacaktır. Prisoners, Hugh Jackman’ın Keller Dover karakteri üzerinden bireysel adalet sağlamayı sorgularken, Detective Loki’nin hikâyesi üzerinden gerilimi de hiç düşürmüyor.

 

The Babadook (2014)

Avustralya yapımı The Babadook, Jennifer Kent’in ilk uzun metrajlı filmi. 2014 yapımı bu psikolojik gerilim son dönemlerin en başarılı yapımlarından biri olarak anılıyor. Doğumu sırasında kendisini hastaneye yetiştirmeye çalışan kocasını bir kaza sonucu kaybeden Amelia, olayın üzerinden yedi sene geçmesine rağmen kocasının yokluğuna hâlâ alışamamıştır. Oğlu Samuel ile sıradan bir yaşam süren Amelia, bir gün esrarengiz bir şekilde evlerinde buldukları Mister Babadook adlı kitabı okuduktan sonra hayatları bir anda dağılmaya başlar. Amelia ve Samuel kitapta okudukları gibi doğaüstü güçlerin saldırısına uğradıklarını düşünmektedir. Fakat Mister Babadook isimli kitapta geçen karabasan gerçek mi, yoksa ailenin kendi zihinlerinde yarattığı bir hayal ürünü mü sorusu film boyunca gizemini korumaya devam eder. Filmin başrollerini ise başarılı oyunculuklarıyla Essie Davis ve Noah Wiseman paylaşıyor. 

filmloverss


İçeriği beğendiysen paylaş, çünkü paylaşmak güzeldir :)

İçeriği beğendiysen paylaş, çünkü paylaşmak güzeldir :)

admin-profile/can-ucar.jpg
Can UÇAR

ListeKitap Editörü


Siz de ListeKitap ta kendi içeriklerinizi yayınlayabilir
ve bir yazar profiline sahip olabilirsiniz. İletişim: yazar@listekitap.com

admin-profile/can-ucar.jpg
Can UÇAR

ListeKitap Editörü


Siz de ListeKitap ta kendi içeriklerinizi yayınlayabilir
ve bir yazar profiline sahip olabilirsiniz. iletişim: yazar@listekitap.com

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapın. Üye değilseniz Kayıt Olun
23/02/2016 14:04
memento

Sempatik Oyuncu Aamir Khan'ın Sevilen 10 Filmi

97.004 kez okundu 04 Mart 2016

En Sevilen 9 Yabancı Yazar

28.972 kez okundu 05 Haziran 2015

2017'de Ekrana Gelecek Edebiyat Uyarlamaları

4.343 kez okundu 11 Ocak 2017

En çok kıskanılan kadın! Tomris Uyar

23.189 kez okundu 02 Temmuz 2015

Paulo Coelho'nun Kitapları Toplatıldı!

4.618 kez okundu 30 Ocak 2017

Dünya Tarihinin Akışını Etkileyen 7 Kitap

6.838 kez okundu 28 Eylül 2015

Adalet ve Hukuk Konu Alan 21 Film

12.578 kez okundu 20 Haziran 2016

Aşk'ı ve Trajediyi Kucaklayan Kadın: Frida Kahlo

46.870 kez okundu 08 Temmuz 2015


Bizi sosyal medyada takip edin

Arkadaşına Gönder

kalan süre
45% Complete
59 Dk