Yazarlar
+ Yazar ol
+ Reklam ver
Türkiye'nin ilk ve tek sosyal içerikli kitap sitesi





Gençlik ve Cinsellik Hakkında Mutlaka İzlenmesi Gereken 25 Film

09 Mart 2016 12:57

İnsanlık kendi içinde büyük bir dilemma ile varlığını sürdürür. Tüm zamanlarda her şeyi anlamak ve anlatmak üzerine hayatlarını temellendirmiş olan insanlar hiçbir zaman bir şeyi tam olarak anlayamamışlardır: kendilerini. Kendilerini anlamadan, başka şeyleri anlamaya çabalamaları ise sadece ölümle gelen sonu düşünmemek için yapılan bir çaba olarak kalmıştır. Bu çabalar tarihinde en büyük kilometre taşı ise Lucy olmuştur. Bilim insanlarına göre Lucy ilk kez iki ayak üzerinde durmuş insan. Peki Lucy neden bu kadar önemli? Çünkü Lucy ayağa kalktığında Lucy’nin yani insanlığın bakışı değişti. Dört ayak üzerinde yere mahkum olan bakış iki ayak üzerine kalkınca göğe yükseldi. Bakış dünyayı kavradı ve himayesi altına aldı. Artık insanlığın bakışı üsttendi ve egemendi bu da bu şekilde varlığını sürdürdü. Egemenlikler, güç arayışları, merkezi perspektif, besin piramidi derken yaşam, gözün iki ayak üzerine gelmesi ve dünyayı himayesi altına alması ile şekillendi. Fakat insanlık bu egemenlik alanına iki şeyi sokamadı, başlangıcı ve bitişi.

Ben bu dışarıda kalan dünyayı daha anlaşılır kılmak için şu şekilde bir hile yapacağım ve insanlığın o anlayamadığı, tecrübe edemediği iki şeyi kavramsallaştıracağım. İlk olarak insanlığın anlayamadığı sonu, bitişi bir ölüm korkusu olarak şekillendireceğim; sonuçta insan bilinmezlikten korkar. Ve bu ölüm korkusunu atlatmak için insanın kendine yazdığı reçeteye değineceğim: gençlik! Genç kalma isteği, gençliğe duyulan hasret ve gençliği anlamak; bunların hepsi benim perspektifimde ölümle insanın savaşının ürünü. Öte yandan bilinmez olan bir başlangıç var ki o da doğum. Doğum mucizesi bilimsel, dinsel birçok şekilde insanlar için açıklık kazanmış olsa da hala o gizemini koruyor. Ben yine bu bilinmezliği alt üst edeceğim ve o bilinmezliğin insandaki yansımasına cinsellik diyeceğim. Yeni bir aşkın, birlikteliğin, heyecanın ve yaşamın başlangıç kaynağı cinselliği ele alacağım başlangıç bilinmezi yerine. Sonuç olarak insanın bakışı ile kavrayamadığı iki soyut kavramı, gençlik ve cinsellik olarak iki olguya indirgemiş oluyorum. Şimdi de sırada size bu iki kavramı anlatan ve insanın o bilemediklerini göstermeye çabalayan 25 film var. Gençlik ve gençliğin ateşinin dünyasında gezinen filmler insanın anlam veremediği başlangıca ve sona göz kırpıyorlar. İşte 25 filmin gözünden gençlik ve cinsellik!

Gençlik ve Cinsellik Hakkında Mutlaka İzlenmesi Gereken 25 Film

Smiles Of A Summer Night (1955)

Ingmar Bergman’ın objektifinden bir tutku oyunu. Avukat olan Fredrik Egerman (Gunnar Björnstrand) 19 yaşındaki oğlu ile aynı evde yaşamaktadır fakat teoloji okuyan oğlu ile arasında her zaman bir zıtlık vardır. Fredrik daha sonra oğlu ile aynı yaşta olan Anne (Ulla Jacobsson) ile evlenir. Fakat tüm hikaye bundan ibaret değildir; Desiree, Malcolm, Charlotte ve Petra gibi birçok karakter ve farklı hikaye vardır filmde. Elbette her birinin içinde o gençliği arzusu, cinselliğin kıvılcımı tutku vardır. Anne henüz bakiredir ve kendini hazır hissetmiyordur kocası ile ilişkiye girmeye fakat üvey oğluna karşı içinde bir cinsel çekim vardır. Bir kır evinde yenen bir akşam yemeği masada olan herkesin içindeki tutkuyu alevlendirmeye yeter.

Summer With Monika (1959)

Bergman’dan bir başka tutku filmi daha. Summer with Monika’da küçük bir kasabada yaşayan 19 yaşındaki Harry Lund (Lars Ekborg), 17 yaşında romantik ve asi olan Monika (Harriet Andersson) ile tanışır. Bu iki genç birbirlerine aşık olurlar ve sadece birbirleri için yaşamak isterler, ne okul ne iş ne de ailelerinin hayatlarına dahil olmalarını istemezler. Harry babasının botunu çalar ve Monika ile her şeyi terk edip ıssız bir adaya yerleşirler. Gençliğin verdiği her şeyi yapabiliriz başkaldırısı ile beraber gelen ilk aşkın büyüsü karakterleri birbirine daha da çok bağlar fakat ne kadar her şeyden, herkesten kaçsalar da başarılı olamazlar. Monika hamile kalır ve aralarına üçüncü bir kişi girer. Büyümenin ve tutkunun savaşı olan filmde gençler, genç kalmak ve kalmamak arasında kaybolurlar.

Lolita (1962)

Usta yönetmen Stanley Kubrick’in kalpli gözlüklü Lolita’sı. Filmde orta yaşlarında olan Profesör Humbert Humbert (James Mason), 14 yaşındaki Lolita’ya (Sue Lyon) kör kütük aşık olur. Bu aşk sarhoşluğu ile film çok başka formlara girse de ve çok farklı yönlere kaysa da aslında ana noktada her zaman orta yaşlı bir adamın gençliği arzulaması yer alır. Gençliğin saflığı, duruluğu ve sıcaklığı Lolita’da toplanmıştır profesörün gözünde. Profesör bu gençliğin kaynağına daha yakın olabilmek için Lolita’nın annesi ile evlenir fakat profesörün kendisini yiyip bitiren arzusu her zaman Lolita’dır ve her daim Lolita profesörün cinsel hayallerinin ana karakteri olur. Vladimir Nabokov’un kitabından uyarlanan film, gençliğe duyulan hazzı çok net bir şekilde izleyici ile buluşturması nedeniyle seyircisiyle buluştuğunda büyük tepkiler almıştı.

Masculin Féminin (1966)

Fransız Yeni Dalga akımının öne çıkan isimlerinden Godard’ın bu filminde aslında kapitalizmin ve sosyalizmin arasındaki bağlamsal güçleri, olguları kadın ve erkek ilişkisi üzerinden kuruyor. 21 yaşındaki Paul (Jean-Pierre Léaud) askeri kariyerinde ilerlerken biriyle tanışıyor, Madeleine ile. Madeleine (Chantal Goya) Paul’un aksine yetişkinlerin dünyasına dalmakta aceleci olmayan ve bunun içni gelecek planları yapmayan bir kadın. Pop şarkıcısı olmak isteyen Madeleine, Paul ile görüşmeye başlıyor ve hikaye Paul’un Madeleine’in ve onun iki kadın ev arkadaşının yanına taşınması ie devam ediyor. Gençliğin heyecanının farklı doğrultular izlemesi Godard’ın ‘Coca-Cola jenerasyonu’ 20’li yaşlardaki bir grup gence ve onların cinselliklerine, ilişkilerine baktığı bir çalışmaya dönüşüyor. Oyuncular bir belgeseldeymiş gibi aşk, seks ve politika üzerine mülakatlat yapıyor ve konuşuyorlar.

Maurice (1987)

James Ivory’nin filmi Maurice, genç bir adam ve onun kendine doğrulttuğu ayna üzerinden ilerleyen bir filmdir. Maurice Hall (James Wilby) okul yıllarında arkadaşı Clive Durham (Hugh Grant) ile yakın bir ilişkinin içerisine girer. Bu ilişki daha sonra aralarında romantik bir ilişkinin filizlerine vermeye başlar fakat iki erkeğin arasındaki cinsel ilişkinin toplum tarafından yaratmış olduğu tabu bu iki genci engelli bir yola sürükler. Clive Maurice’i terk eder ve Maurice katı bir toplumun içinde kapana sıkılmış olarak yaşamaya, büyümeye ve cinselliği anlamaya çabalar. Genç erkeğin toplum tarafından cinselliğin dışına atılmasını anlatan bu filmde gençliğini ve cinselliğini kaybetmiş adamın, başka bir gençlikte cinselliğini bulmasını izliyoruz.

Kids (1995)

Henüz çocuk diyeceğimiz 10’lu yaşlardaki bir grup arkadaşın hikayesini Larry Clark kimilerine göre çok rahatsız edici bir şekilde aktarıyor. New York’ta yaşayan bu gençler şehirde geziyorlar, içki içiyorlar, uyuşturcu kullanıyorlar ve sevişiyorlar. Gençliğin artık yok sayıldığı bir zamanı görüyoruz. Çocukların bir an önce yetişkin olamak istemeleri ve yetişkinlere özgü diye düşündükleri şeyleri yaparak yetişkin dünyasına adım atmaya çabaladıkları bir dram örneği Kids. Bakireliğin bir yük olarak görüldüğü ve HIV pozitif olduktan sonra hastalığını kimden kaptığını bilemeyecek çocukların 10’lu yaşlarda olduğu film cinselliğin bazen tutkudan öte bir hırs olduğunu gösteriyor izleyiciye.

Fucking Åmål (1998)

Åmål küçük bir İsveç kasabası ve Agnes (Rebecka Liljeberg) ailesi ile oraya geleli neredeyse iki yıl olmuştur fakat henüz hiç arkadaşı yoktur. Agnes içine kapanık, utangaç bir kızdır ve okulun en popüler kızına aşıktır. Elin (Alexandra Dahlström) okulun ene popüler kızıdır, birçok erkek arkadaşı olmaktadır ve hakkında bir çok dedikodu vardır fakat onu ‘tanıyan’ kimse yoktur çevresinde.  Birçok olay sonucu Elin, Agnes’in doğum günü partisine gelir ve bu parti ikisinin de hayatını değiştirecek bir kırılma noktasıdır. İki genç kızın kendi tarzlarında inşa ettikleri izole hayatlarından çıkış ve birbirlerini buluş hikayesi, gençliğin o anlaşılmaz karmaşasını ve bir yandan da o durgunluğunu ve kolaylığını çok iyi yansıtıyor.

Get Real (1998)

Henüz İngiltere’de eşcinselliğin büyük bir tabu olduğu zamanlarda yaşayan kahramanımız Steven Carter (Ben Silverstone) cinsel kimliğini en yakın arkadaşı dışında tüm dünyasından gizlemektedir. Elbette tüm dünyası lisedir. Lisede ezilen biri olmak yerine görünmez birini olmayı tercih eden Steven yalnız da olsa bir şekilde hayatta kalmaktadır. Fakat yalnızlığının canına tak ettiği bir günde eşcinsel erkeklerin gittiği bir yere gider, umudu biriyle tanışmaktır. Tam da bu umudunu yaşatırken içinde lisenin altın çocuğu John Dixon (Brad Gorton) ile karşılaşır. İkisinin arasında o gençliğin ateşinden çıkan kıvılcım ortaya çıksa da John lisedeki itibarını kaybetmek istemediği için Steven ile arasına mesafe koyar. Aşkın gözü kördür deseler de sanırım gençlikteki kadar hiçbir zaman bu söz kendini meşrulaştıramaz, tıpkı Get Real’daki gibi. Steven ve John gençliğin verdiği heyecan, cinselliğin verdiği arzu ile tüm tabularına ve korkularına rağmen birbirlerine yaklaşırlar.

The Virgin Suicides (1999)

Sofia Coppola’nın unutulmaz müzikleri, renkleri ve büyüsü ile akıllara kazınmış olan filmi, Masumiyetin İntiharı. Film bir adamın kırk yıl öncesinden bir hikayeyi anlatmasıdır aslında fakat bu hikaye her zaman gizemini korumuş olan Lisbon kızları hakkındadır. Lisbon kızları anlatıcı ve diğer yakın arkadaşları ile aynı mahallede yaşayan beş kız kardeştir. Bu beş kız kardeş gençliklerinin verdiği melankoli ile büyülü bir güzellik tarafından çevrilmişlerdir ve bu genç komşularının dikkatini çekmişlerdir. Fakat bu ilginin en büyük kaynağı ise en küçük kardeş Cecilia’nın (Hanna Hall) intiharı ile baş göstermiştir. Beş kız kardeşten Lux’ın (Kirsten Dunst) zar zor izin alarak gittikleri baloda cinselliği tatma arzusu ile kurallara karşı gelmesi sonucu kız kardeşler eve kapatılmışlardır. Gençlik cinselliğe uzattığı el tarafından cezalandırılmış ve dünyadan atılmıştır, kızların evden dışarı çıkması yasaklanmıştır. Filmin sonunda ise kızlar dünyaya geri dönmek için  annelerinin gözünde cinsellik kadar günah ve utanç kaynağı olan başka bir yolu deneyeceklerdir.

Fat Girl (2001)

12 yaşındaki Anaïs (Anaïs Reboux) henüz genç olmasına rağmen gençliğin dünyasından atılmış ve yetişkinliğin verdiği hüsranı ve kaygıyı yaşamaya zorlanmış bir karakterdir. Aslında buna onu zorlayan kendisidir, kendisi bedeni ile büyük bir savaş vermektedir. Anaïs için vücudu onun felaketinin kaynağı iken aynı zamanda dünyadan kaçarak sığındığı sığınağıdır. Fakat bu sığınak kız kardeş tarafından her zaman rahatsız edilir. Elena (Roxane Mesquida) 15 yaşında güzeldir, çekicidir, Anaïs’in olmak istediği her şeydir. Bir yaz günü Elena tanıştığı İtalyan çocuk ile yakınlaşmaya başlar ve Anaïs tüm bunlara şahit olur. Gençliğin filizlenmesi ile cinsel arzunun yanında kıskançlığın, özgüvensizliğin de ortaya çıktığı film beklenmedik sonu ile izlenmesi gereken bir aile  trajedisine dönüşüyor.

The Dreamers (2003)

Gençlik ve ihtiras, özgürlük ve cinsellik, devrim ve sinema dendiğinde akla ilk gelen filmlerden biri Bernardo Bertolucci’nin unutulmaz filmi The Dreamers. İkiz kardeşler olan Fransız Isabelle (Eva Green) ve Theo (Louis Garrel) ailelerinin evinde aileleriyle sıkı bir ilişkileri olmadan yaşayan gençlerdir. Kendilerini sinemaya ve özgürlüğe adamış olan bu ikiz kardeşlerin dünyasına bir yabancı girer. Amerikalı Matthew (Michael Pitt) ikiz kardeşlerin ailelerinin şehir dışına gitmeleri ile kardeşlerin yanına yerleşir. Cinselliğin herhangi bir sınırının, genç bedenlerin utangaçlığının ve mahremiyetinin olmadığı bu evde Matthew ilk başta kendini dışarıda hissetse de bir süre sonra dışarısı ve içerisi kavramını kaybedecektir. Evin dışarısı olduğunu unutacaklar ve evin içinde bir içerisi ve dışarısı yaratacaklardır. İkiz kardeşlerin çıplak beraber uyumaları, Matthew ve Isabelle arasındaki cinsel ilişki, üçünün beraber küvette yıkanmaları aslında her birinin içerisi, dışarısı sınırının olduğunu ispat eder. Kesin olarak dışarıda olan şey ise toplumun dayattığı ahlakıdır.

Thirteen (2003)

Gençliğin durdurulamaz merak dürtüsü ve heyecan arzusu, sanırım Thirteen bu cümle ile özetlenebilir. Klasik bir hikaye gibi başlar film çalışkan ve hayatı ‘düzende’ olan bir kız vardır ve ayrıca bir de ‘kötü’ kızımız vardır. Tracy (Evan Rachel Wood) okulunda başarılı o iyi kızdır, Evie (Nikki Reed) ise okulun popüler ama aynı zamanda kötü kızıdır. Tracy, Evie ile tanışınca artık toplumun getirdiği iyi, kötü kavramları birbirine geçer ve değer yargıları anlamsızlaşmaya başlar. Tracy, Evie ile ve gençliğinin getirdiği o içindeki teşvik sayesinde kendini başka bir dünyada bulur. Bu dünyada seks, uyuşturucu ve birçok suç vardır. Bunlarla beraber hiçbir değer yargısı yoktur.

Mysterious Skin (2004)

Gregg Araki’nin hem senaristliğini hem de yönetmenliğini üstlendiği filmin başrolünde Neil rolü ile genç Joseph Gordon-Levitt’i görüyoruz. Neil ve Brian (Brady Corbet) aynı hikayeyi taşıyan iki çocuk olarak büyüyorlar. Hiçbir şey hatırlamadıkları bir gece, burun kanaması ve okulun basketbol takımının koçu. Çocukluk dünyasından çıkıp gençler dünyasına geçen Neil ve Brian artık bu sırı çözmek isterler. Bu sırrın düğümündeki koç ile bir ipucu bulmak isteseler de koç geride sadece o gece ne oldu sorusunun cevabını bırakıp şehri terk eder. Bu sırrın açığa çıkması ile genç Neil ve Brian kendilerini tanıma, bulma ve kendi yollarını çizme üzerinden kırılmalar, kopuşlar ve aynı zamanda bir birliktelik, ortaklık içine girerler.

Palindromes (2004)

Todd Solondz’un kendine has dünyasında karanlık ve masalsı bir yolculuk Palindromes. Açıklanabilecek güç ve anlatılması tarifsiz olan o filmlerden biri. Filmde birçok kadın oyuncu tarafından canlandırılan Aviva Victor, ‘normal’ annesinin sevecen olduğu, babasının babası olduğu bir ailede büyümüş 13 yaşındaki bir kızdır. Fakat kuzeni tecavüze uğramış, hamile kalmış ve ölmüştür. Aviva bunu atlatamadığı gibi içinde hayatının amacı olan isteği ortaya çıkmıştır: anne olmak istiyordur. Bir şekilde bu hayaline kavuşmak için bir plan yapar ve evden kaçar.  Aviva anne olmak için korkutucu ve karanlık olan bir masal yolculuğuna başlar. Masalın her adımında Aviva korkunç dünya ile tanışır, gençliğinden adım adım uzaklaşır ve masumiyetini her bir adımda kaybeder. Aviva cinselliğin, karanlığın, yetişkinlerin dünyası tarafından yutulunca bir daha eskisi gibi olamayacaktır.

Never Like The First Time (2006)

Bu 15 dakikalık kısa film, dört kişinin hayatına odaklanıyor. İsveçli bu dört kişi mülakatlar ile kendilerinin ilk seks deneyimlerini anlatıyorlar. Bu mülakatlar ise daha sonra her biri farklı olmak üzere dört tane animasyona çevrilmiş. Bu kısa filmde gençliğin verdiği heyecanın, yetişkinler tarafından hatırlanması farklı bir dokunuş katıyor. Korkunun, utanmanın, nostaljinin olduğu bu anımsamalar hafızanın derinlerinde bir yerlerinde saklanmış olan o gençlik hasretini cinsellik üzerinden gün yüzüne çıkararak izleyicinin yüzüne çarpıyor.

Towelhead (2007)

Six Feet Under’ın yaratıcısı ve American Beauty filminin yönetmeni Alan Ball’un filmi Towelhead’de 13 yaşındaki Jasira (Summer Bishil) ile karşılaşıyoruz. Jasira annesi tarafından babası ile yaşamaya yollanmış ve gençliğin getirdiği korkuları, merakları yavaş yavaş hissetmeye başlamış olan bir genç. Kendi sınıfından bir siyahi çocuk ile bir şeyler yaşamaya başlayınca babası beklenmedik bir şekilde ırkçı davranışlar ile kızına o çocuk ile görüşmesini yasaklıyor. Bu Jasira için çok büyük bir sorun olmuyor çünkü zaten ilgisini çeken heyecan yan komşusu Bay Vuoso (Aaron Eckhart). 13 yaşındaki bir gencin cinselliğini gençliğin ötesinde araması ve bunu bir haz arayışının ötesinde tutku ile birlikte yapması Towelhead’i öne çıkarıyor.

XXY (2007)

Uruguay’ın bir balıkçı kasabasında geçen hikayede Kraken ve Suli kızları Alex (Inés Efron) ile beraber yaşamaktadırlar. Her şey dışarıdan bakınca ‘normaldir’. Bir hafta sonu bu normallik yabancıların eve girmesi ile bozulacaktır. Aile dostları olan doktor Ramiro, karısı Erika ve oğulları Alvaro (Martín Piroyansky) bu içine kapanık olan aileyi ziyarete gelirler. Fakat bu ziyaret yine dışarıdan göründüğü gibi değildir, bu ailenin ziyareti Suli’nin daveti üzerinedir ve ziyaretin amacı Ramiro’nun Alex’i ameliyat etmesidir. Çünkü Alex hermafrodittir. Fakat yetişkinlerin dünyasının dışında gençlerin dünyasında Alex ve Alvaro yakınlaşmaya başlamışlardır. Bu ihtiras ikisinin de cinselliği, cinsiyeti ve cinsel kimliği sorgulamalarına neden olacaktır. Alex bir cinsiyeti tercih etmek zorunda bırakıldığı için büyük bir ikilem içindedir, Alvaro ise heteroseksist bir dünyada kendi yolunu aramaktadır.

Dogtooth (2009)

Yorgos Lanthimos imzalı şimdiden kült olmuş filmde, üç kardeşin hikayesi anlatılmaktadır. Fakat bu üç kardeş, bizim ile ortak dünyada yaşamamaktadırlar. En azından onların bildikleri dünya bizimkiyle ortak değildir. Evin bahçesinden çıkmak yasaktır yoksa ölürler, kelimelerin anlamları farklıdır, kediler baş düşmandır ve savaşmanın tek yolu havlamaktır. Bununla beraber en önemlisi köpek dişi düştüğü zaman evden çıkabileceklerdir. Üç kardeşten biri erkektir ve baba oğlunun cinsel ihtiyacı için iş yerindeki güvenlik görevlisini gözlerini kapatarak eve getirir düzenli aralıklarla ve para karşılığı adamın oğlu ile ilişkiye girer. Ama yine bir yabancı içeriye girdiğinde dengeleri değiştirir ve kız kardeşlerin de cinsel arzularını uyandırır. Bizim bilmediğimiz başka bir gerçeklik düzeyinde yaşayan bu üç genç kardeş, iç güdü olan cinsel arzunun şekil değiştirse de hep var olduğunu ve genç bedeni kapladığını gösteriyor.

Submarine (2010)

Richard Ayoade’nin ilk filmi olan Submarine 15 yaşındaki Oliver Tate’in (Craig Roberts) hayatına odaklanıyor. Tipik bir genç olmayan Oliver ile tanışmak sinema tarihinde izleyiciler için önemli bir yer tutuyor. Melankolik genç erkek figürünün en güzel örneklerinden biri olan Oliver, kendi karanlık dünyası ile hem kendisinin hem de ailesinin ilişkisini anlamaya çabalıyor. Cinselliğin hayatına yeni yeni girdiği, kız arkadaşa nasıl davranılır 101 dersi için bilgiler toplamaya çabalayan ve acaba annem babamı aldatıyor mu sorusu için cevaplar arayan Oliver gençliğinin verdiği naiflik ile beraber kendine yol çizmeye çabalıyor. Annesinin ve babasının sevişip sevişmediğini yatak odalarındaki ışığa bakarak anlamaya çabalayan Oliver karanlık dünyasında karanlık bir yere koyuyor cinselliği, annesinin ilişki ihtimali ile birlikte de. Fakat tüm bu kendinden emin hayatı anlama durumu hayatına Jordana’nın (Yasmin Paige) girmesi ile alt üst oluyor.

Blue Is The Warmest Colour (2013)

Adele’in (Adèle Exarchopoulos) cinselliği uyanmıştır, erkelerle buluşmuştur fakat cinsel olarak bir hazza ulaşmamıştır, başka bir ‘şeyin’ hayalini kurmaktadır. Ve hayatı mavi saçlı kız ile tanışınca tamamiyle değişir. Lise öğrencisi olan Adele henüz cinselliğini keşfetmemiş, arzuyu arzulamaya başlamamıştır. Fakat bir gün ona o en sıcak anları yaşatacak olan mavi saçlı kız Emma (Léa Seydoux) ile tanışınca kendisine her şeyi keşfetmek için izin verir. Arzuyu, yetişkin olmayı, büyümeyi ve  kaybetmeyi öğrenir. Tutkusunu keşfetmeye başlar ve Adele ile Emma’nın yıllara yayılan hikayesi başlar. Emma ilk başlarda Adele’i hayatında bir yere koymasa da daha sonra ikisinin arasında ikisinin de tarif edemedi bir şey büyür. Artık ikisi de cinselliği, gençliği yetişkinliği ve ilişkinin ne demek olduğunu öğrenir.

Palo Alto (2013)

Gia Coppola’nın yazıp yönettiği filmde bir lisenin kapısından giriyoruz. Bizi April (Emma Roberts) karşılıyoruz. Güzel, utangaç, duyarlı ve bakire. Tipik toplumsal normları ile beraber ve lise kurallarının getirdiği zorunlulukla beraber kendine uygun olan bir çocuktan Teddy’den (Jack Kilmer) hoşlanıyor. Fakat gençliğin verdiği kandaki o delilik ve heyecan April’ı da yavaş yavaş avcuna alıyor. April da yaşıtları gibi arzuyu arzuluyor ve okulun koçu olan Mr. B (James Franco) için şimdiye kadar hiç düşünmediği şeyler düşünüyor. Öte yandan April’ın okulunda her erkek ile flört eden o gençler için ne kadar rol model gerekliyse, düşman da gerekli tezine destek olacak kötü kız Emily (Zoe Levin) April’ın gençlik-cinsellik-aşk üçgeninde daha da zorlanmasını sağlıyor.

Paradise: Hope (2013)

Ulrich Seidl’ın Paradise üçlemesinin son filmi olan Hope’ta, fazla kiloları olan 13 yaşındaki Melanie’nin (Melanie Lenz) ilk aşk hikayesi izleyici ile buluşuyor. Melanie’nin annesi Kenya’ya seyahate (Paradise: Love filmi) ve teyzesi de misyonerlik işleri ile uğraşırken (Paradise: Faith) Melanie fazla kilolarından kurtulmak için diyet kampına geliyor. Melanie yaz tatilini diyet kampında geçirirken gençlik ile de tanışıyor. Diyetler ve fiziksel egzersizlerinin yanında akşamları yastık savaşaları, pijama partileri ile Melanie’nin içtiği ilk sigara ile kamp ana karakterin gençliğe adım atttığı yer mekanına dönüşüyor. Tüm bu gençliğin filizlendiği yerde de aşk ve cinsellik gencin vücudunu ve beynini ele geçiriyor. Melanie kampın kendinden çok büyük olan doktoruna aşık oluyor ve kendi cennetini yaratmaya çabalıyor.

Tom At The Farm (2013)

Xavier Dolan’ın yazdığı, yönettiği ve başrolünde oynadığı filmde gençliğin ve düzene oturmuş yetişkinliğin çarpışması ile beraber cinselliğin çatladığı anları gerilimi yüksek bir şekilde izliyoruz. Tom, sevgilisinin cenazesi için onun ailesinin yanına gider. Orada, erkek arkadaşının annesi ve toplumsal cinsiyet rollerini tamamıyla üstünde taşıyan abisi Francis (Pierre-Yves Cardinal) ile tanışır. Kederli ailenin oğullarının eşcinsel ilişkisinden haberinin olmadığı gibi pek de umurlarında değil gibidir. Anne gençliğinde bir insanın nasıl ölebileceğini sorgular ve bu yüzden oğlunun cinselliğini önemsemez. Fakat öte yandan Francis gergin bir oyunun kurallarını birer birer belirlemeye başlayınca işler karışık bir hal almaya başlar. Bu oyun Tom’u hem boğar hem de heyecanlandırır, Francis genç Tom ile bu gerilimin içindeyken her ikisi de tarifsiz bir haz alır.

Young & Beautiful (2013)

“4 mevsim ve 4 şarkıyla 17 yaşındaki bir kızın çağdaş portresi” olarak tanımladığı son filminde François Ozon, Isabelle’in (Marine Vacth) hikayesini anlatıyor. Gençliğin vücudunda ve beyninde yeni oluşmaya başladığı Isabelle ilk cinsel ilişkisinden sonra kendini soğuk ve durgun hissediyor, hayatında bir ışık arıyor. Işık için gençliğinin verdiği cesaretiyle gizli bir hayat yaşamayı tercih ediyor ve seks işçisi oluyor. Müşterileri ile telefonda anlaştıktan sonra otelde buluşan genç kız ilk başlarda bunu sadece heyecan arayışı için yaparken daha sonra bu durum kendisinin bir benliği haline ve cinselliği tanımlama şekline dönüşüyor. Bu dönüşüm ile beraber Isabelle beden, gençlik, aile ve cinsellik kavramlarını tartışmaya açıyor, aynı zamanda filmde geçen her bir mevsime, Isabelle’nin farklı hikayesine bir Françoise Hardy şarkısı eşlik ediyor.

The Tribe (2014)

Miroslav Slaboshpitsky’nin yönettiği film bir sağır, dilsiz çocuğun yolculuğuyla başlıyor. Çocuk bir sağır-dilsiz okuluna gidiyor. Filmin ilk başlarında sadece engelli okulundaki yaşantıyı görüyoruz, okuldaki dengeleri ve aslında her şeyin ‘normal’ olduğunu izliyoruz. Fakat daha sonra gece oluyor ve gün ışında görünmeyenler ortaya çıkıyor. Birkaç erkek öğrenci kız öğrencileri kamyonların park ettiği bir yere götürüyor ve kızlar seks işçiliği yapıyor burada. Aynı zamanda yeni gelen öğrenci diğer öğrencilerin zoralıklarına katlanıyor. Fakat bir gün bu zorbalıklara baş kaldırıyor ve grubun içine giriyor. Artık o da kızları getirip götürme işi içine giriyor, ‘büyüyor’, para kazanıyor. İşte bu gençliğin verdiği büyüme sevdası ile çocuğun hiç hissetmediği duygular uyanıyor. İlk olarak çocuk cinselliği tadıyor. Cinselliğin getirdiği, kıskançlığı ve kıskançlıkla beraber gelen öfkeyi deneyimliyor ana karakter. Film sağır dilsiz çocuğun yolculuğu kar topu etkisi gibi tüm gençlik ve cinselliğin getirdikleriyle başladığı yerde sağır dilsiz ‘yetişkin’ öznesinde bitiyor.

filmloverss


İçeriği beğendiysen paylaş, çünkü paylaşmak güzeldir :)

İçeriği beğendiysen paylaş, çünkü paylaşmak güzeldir :)

ListeKitap Editörü


Siz de ListeKitap ta kendi içeriklerinizi yayınlayabilir
ve bir yazar profiline sahip olabilirsiniz. İletişim: yazar@listekitap.com

ListeKitap Editörü


Siz de ListeKitap ta kendi içeriklerinizi yayınlayabilir
ve bir yazar profiline sahip olabilirsiniz. iletişim: yazar@listekitap.com

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapın. Üye değilseniz Kayıt Olun

Ölmeden Önce Okunması Gereken 10 Kitap

37.570 kez okundu 02 Kasım 2015

İz Bırakan 10 Kitap Cümlesi

10.607 kez okundu 20 Mayıs 2015

Bu Kartlar Sevmediklerinize!

4.612 kez okundu 04 Ağustos 2015

Görünüşte nasılız içimizde nasıl?

15.882 kez okundu 05 Ağustos 2015

Filmlerde Tarihin En İkonik 20 Kadını

19.641 kez okundu 30 Ekim 2015

En Sevilen 12 Uyarlama Dizi

34.063 kez okundu 09 Eylül 2016

Mustafa Kemal Atatürk'ü En İyi Anlatan Eserler

5.630 kez okundu 02 Kasım 2015

IMDB'ye Göre En İyİ 10 Korku Filmi

19.997 kez okundu 12 Kasım 2015

Edebiyattan Uyarlanan En İyi 25 Sinema Filmi

37.079 kez okundu 24 Kasım 2016


Bizi sosyal medyada takip edin

Arkadaşına Gönder

kalan süre
45% Complete
59 Dk