Yazarlar
+ Yazar ol
+ Reklam ver
Türkiye'nin ilk ve tek sosyal içerikli kitap sitesi





10 Feminist Korku ve Gerilim Filmi!

02 Aralık 2015 16:24

Sinema tarihi boyunca korku ve gerilim türü içerisinde kadın karakterlerin objeleştirilmesi,  vahşice katledilmesi ve bunların içerisinden yoğunlukla yansıtılan kadın düşmanlığı, bu alanda aksini taşıyabilecek ögelere sahip filmler bulmamızı oldukça zorlaştırmaktadır. Daha önce hazırladığımız feminist film

ler listemize alternatif olarak şimdi de feminist çizgide duran, feminist ögeler taşıyan, hatta kadınların ruhsal ve fiziksel mücadelesini ele alan korku ve gerilim filmlerini listelemek istedik. Listedeki filmlerin tamamı kişisel seçkiyle hazırlanmış olup neden feminist olarak da tanımlanabileceğini dilimiz döndüğünce ifade etmeye çalıştık. Umuyoruz ki sinema gibi derya deniz bir alanda bu filmler gibi hatta çok daha iyilerine yol açılır ve çok daha fazla kadın hikâyeleri izleme şansına erişebiliriz. 

10 Feminist Korku ve Gerilim Filmi!

Rosemary’s Baby (1968)

Pedofili ve tecavüz vakalarının merkezinde bulunan yönetmen Roman Polanski’nin bahsini böyle bir listede geçirmenin doğru olmadığının farkındayım. Ancak sinema tarihinin kült korku filmlerinden biri olarak geçen Rosemary’s Baby’yi de bu listenin dışarısında bırakmak hoş olmayacaktı. Ira Levin’in aynı isimli romanından beyazperdeye uyarlanan filmin başrollerinde Mia Farrow ve John Cassavetes yer almaktadır. Kocasıyla yeni bir apartman dairesine taşınan Rosemary’nin garip bir şekilde hamile kalmasını ve sonrasında tanık olduğu gariplikleri konu alan filmde, heteroseksüel bir evlilik sınırları içerisinde kalmış olan Rosemary’nin kocası tarafından ihanete uğramasını ve yaşadığı yerin kendisi için bir zindana dönüşmesini izleriz. Mia Farrow’un başarılı performansıyla izlediğimiz Rosemary’nin içsel mücadelesine tanık olduğumuz bu kült filmi mutlaka görmelisiniz.

 

Valerie and Her Week of Wonders (1970)

Genç bir kadının yetişkinliğe doğru giden tehlikeli yolculuğunu konu alan Valerie and Her Week of Wonders masalsı ve sürrealist anlatımının yanı sıra alt metni dolu dolu olan bir Çek yapımı Jaromil Jires’in yönetmen koltuğunda oturduğu film bir büyüme hikâyesi olarak görülmesinin de yanında toplum eleştirilerine de yoğunlaşır. Film bu yozlaşmış toplumu seyircisine; Alice in Wonderland, Kırmızı Başlıklı Kız gibi hikâyelerin ana karakterlerine benzeyen Valerie’nin gözünden aktarır.

Carrie (1976)

Ms. Magazine dergisinde Holly L. Derr, kaleme aldığı bir makalesinde 70’li yıllarda patlak veren İkinci Dalga Feminizm’in patriarkal sistem üzerindeki etkilerinden bahseder. Derr İkinci Dalga’nın yükselişinin sisteme karşı ciddi tehditler oluşturduğunu ve değişimin en radikaller için bile ne kadar korkutucu olduğunu vurgular. 1976 yılında vizyona giren Carrie’nin de tüm bu nedenlerin birleşimi sonucunda herkesi ne denli korkuttuğundan bahseder.

Stephen King’in 1974 yılında kaleme aldığı aynı adlı romanından Brian De Palma tarafından beyazperdeye uyarlanan Carrie, bağnaz ve dengesiz annesi tarafından suistimal edilen 17 yaşındaki Carrie’nin telekinetik güçlerini keşfetmeye başlamasıyla herkese meydan okuma hikâyesini konu alır. Bu bağlamda Derr’in bahsettiği konuları göz önüne alıp cinsiyet rollerinin değişmesi ve kadının gücü eline alması ataerkil toplum için hem korkutucu hem de tehditkâr bir durum olarak yorumlanır. Bunun yanı sıra filmde Carrie’nin regliyle beraber edindiği güç, aslında Carrie’nin ölümüne korktuğu ve toplum tarafından kadınların utanması, saklaması ve korkması gerektiği empoze edildiği gibi bir şey olmadığını göstermek ister.

I Spit on Your Grave (1978)

Meir Zarchi’nin yönetmenliğini üstlendiği 1978 yapımı I Spit on Your Grave, Jennifer isimli bir yazarın bir grup erkek tarafından tecavüze uğramasını ve sonrasında geri dönüp bu erkeklerden intikamını almasını konu alır. Orijinal adı Day of the Woman olan film, pek çok tartışmaya konu olmuş olsa da hak ettiği adaleti sağlayacağına güvendiği sistemin kendisine yüz çevirmesi sonucunda kendi adaletini kendi elleriyle gerçekleştirmeye çalışan Jennifer ile önemli bir çizgide ilerler. 2010 yılında yeniden aynı isimle çekilen filmin bu versiyonunda intikam sahneleri daha şiddetli ve yoğundur.

Ms. 45 (1981)

Abel Ferrera’nın 1981 yapımı filmi Ms. 45, New York’ta yalnız yaşayan Thana isminde bir kadının iki kez tecavüze uğramasını ve kendi elleriyle adaleti sağlamak için tüm erkeklerden intikam almasını konu alıyor. I Spit on Your Grave’de değindiğimiz gibi bir intikam hikâyesi değil aslında Ms. 45 tam olarak. Zira film “Bu dünya artık erkeklerin değil!” mottosuyla ilerliyor. Suçlu olup olmadığına bakmaksızın erkekleri rastgele 45’liği ile öldüren Thana aracılığıyla erkek şiddetini ve tecavüz kültürünü pek çok farklı açılardan inceleyen filmin birçok tabuyu da kaldırmaya yöneldiğini görebiliyoruz.

Black Swan (2010)

Darren Aronofsky’nin 2010 yapımı gerilim filmi Black Swan, şahane performansıyla başrolünde yer alan Natalie Portman’a ilk Akademi Ödülü’nü getirmiştir. Mükemmeliğe takıntılı olan Nina isimli bir balerinin Tchaikovsky’nin ünlü yapıtı Kuğu Gölü’nde başrolü üstlenmesiyle gelişen olayları konu alıyor. Mükemmel bir balerin olmak dışında kişisel, bedensel ve ruhsal tarafları ile ilgili daha önce hiç meşgul olmamış olan Nina, üstlendiği rol aracılığıyla kendini keşfetmeye başlar. Otoriter bir anneye sahip olan Nina, kendisiyle ilgili kararları kendisi almaya karar verirken, daha önce keşfetmedikleriyle mücadele etmek zorunda kalır.

Babadook (2014)

Jennifer Kent’in yönetmeniğini üstlendiği Avustralya yapımı Babadook, doğumu sırasında kendisini hastaneye yetiştirmeye çalışan kocasını araba kazasında kaybeden ve oğluyla beraber hayatlarını idame ettirmeye çalışan Amelia’nın bir gün evinde Babadook isimli garip bir kitap bulmasıyla başlayan hikâyesine odaklanıyor. Yalnız bir anne olmanın ve kocasının ölümüyle baş etmenin zorluklarını aşamayan Amelia üzerinden film boyunca toplumun kadınlar üzerinde kurduğu normların ve en önemli tabulardan biri olan anneliğin deneyimlenmesini gözlemlememiz mümkün. Anne olmak istemeyen hatta bunu kabullenmekte zorluk çeken bir kadın, yalnızlığı ve yasıyla bir araya gelen kâbusları tarafından daraltılan özel alanı ile akli dengesini yitirdiğini düşünecek boyuta gelmesi sonucunda içinden çıkılması oldukça güç bir mücadeleye adım atar. Babadook, anne olmayı istemeyen, yalnız ve üzgün bir kadının hiçbir desteği olmadan korkularıyla ve kederiyle yaşamayı öğrenebilmesini gerilim dolu sahnelerle aktarır seyircisine.

A Girl Walks Home Alone at Night (2014)

 

Geçtiğimiz yılın en çok bahsi geçen filmlerinden biri olan ve İran’ın ilk vampir filmi olarak karşımıza çıkan A Girl Walks Home Alone at Night’ın yönetmen koltuğunda ilk uzun metraj denemesiyle Ana Lily Amirpour oturuyor. Film, İran’da bulunan tekinsiz sokaklarıyla ünlenmiş Bad City kasabasında geceleri yapayalnız gezinen ve kasabayı tüm lanetlerden arındırmak için suçluların peşine düşen bir kadın vampirin hikâyesine odaklanıyor. Feminist bir okuma çerçevesinde birtakım sorunlarla karşılaşsa da sinema tarihinde edindiği yer bakımından önemli bir film A Girl Walks Home Alone at Night. Müzikleri ve görsellikleri ile de başarılı bir yapım olan filmin siyah beyaz olması da özellikle şahane bir tercih.

Lyle (2014)

Leah isimli bir annenin bebeğinin ölümünden sonra yaşadığı matemin korku dolu olaylarla sonuçlanmasını konu alan Lyle, feminist korku sinemacısı Stewart Thorndike’ın 2014 yapımı filmi. Kült korku filmi Rosemary’s Baby’ye alternatif bir lezbiyen korkusu olarak adlandırılan film, böyle hikâyelerin önünü açmayı hedefleyen başarılı yapımların belki de ilki. Gaby Hoffmann’ın başrolünde yer aldığı Lyle, kaçırılmaması gereken mühim bir film.

Witch (2015)

Bu yıl Filmekimi’nde karşımıza çıkan, Robert Eggers’ın yönetmenliğini üstlendiği Witch, Püritan bir ailenin yeni yerleştikleri New England kırsallarının ardındaki ormanda yer alan kötücül güçlerle karşılaşmalarını konu alır. Tanımlayamadıkları bu gücün aileyi paramparça etmesi ve inançları sebebiyle ailenin en büyük kızının cadılıkla suçlanmasıyla ilerleyen filmin hikâyesi Amerika’nın sözlü edebiyatına ve anlatılarına dayanmaktadır. Pek çok metaforu başarılı bir biçimde barından Witch, mutlaka görmeniz gereken bir yapım. Zira filmin metni, Ortaçağ’da neredeyse tüm dünyada milyonlarca kadının cadılıkla suçlanıp yakılmasına neden olan temelleri okumanıza olanak sağlamaktadır.

 

 

 


İçeriği beğendiysen paylaş, çünkü paylaşmak güzeldir :)

İçeriği beğendiysen paylaş, çünkü paylaşmak güzeldir :)

ListeKitap Editörü


Siz de ListeKitap ta kendi içeriklerinizi yayınlayabilir
ve bir yazar profiline sahip olabilirsiniz. İletişim: yazar@listekitap.com

ListeKitap Editörü


Siz de ListeKitap ta kendi içeriklerinizi yayınlayabilir
ve bir yazar profiline sahip olabilirsiniz. iletişim: yazar@listekitap.com

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapın. Üye değilseniz Kayıt Olun

Behçet Aysan'dan Yaşanmışlık Dolu 10 Dize

15.543 kez okundu 26 Eylül 2016

Yılmaz Özdil ve Adam Kitabı Üzerine

4.542 kez okundu 21 Kasım 2016

5 Adımda Kendini Geliştir!

4.512 kez okundu 25 Aralık 2014

18 Ülke Verilerine Göre Kitapsever Şehirler Listesi

8.357 kez okundu 17 Ağustos 2016


Bizi sosyal medyada takip edin

Arkadaşına Gönder

kalan süre
45% Complete
59 Dk