Yazarlar
+ Yazar ol
+ Reklam ver
Türkiye'nin ilk ve tek sosyal içerikli kitap sitesi





Ludmila Filipova:

20 Aralık 2014 12:27

 

Bulgaristan’ın en çok satan yazarlarından Ludmila Filipova, Türkçeye geçtiğimiz ay Epsilon Yayınları tarafından çevrilen romanı “Kızıl Altın” ile Türk okurlarla buluştu. Filipova yeni kitabını anlattı.

 

Ludmila Filipova Türkçeye son çevrilen "Kızıl Altın" kitabında zorlu bir konuyu ele alıyor: Yasa dışı kan ticareti. Yasadışı kan ticaretinin masum insanların hayatlarını nasıl alt üst ettiklerini gerçek hikayelere dayanarak romana aktaran Filipova “Yasadışı kan ticaretinin yokettiği hayatları gördükten sonra bilinç yaratabilmek adına bir roman yazmaya karar verdim” diyor. Kan ticaretinin bilinmeyen yüzünü 3 farklı kıtada, 7 ülkede, 3 sene araştırma yaparak yazan yazar Ludmila Filipova ile kitabını ve yasa dışı kan ticaretinin bilinmeyenlerini konuştuk.

Bulgaristan’ın en çok satan ve çok sevilen yazarlarından olduğunuzu biliyoruz. Bu yüzden öncelikle kendinizden bahsetmenizi istiyorum. Ludmila Filipova kimdir?
İnsanın kendinden bahsetmesi zor tabii. Kısacası, iktisat mezunuyum ve 5 yıl boyunca bazı uluslararası ve Bulgar şirketlerinde yöneticilik yaptım. İçimdeki yazar ise kendini ispatlamak için bir yol arıyordu. Sürekli olarak hikayeler biriktiriyor ve notlar alıyordum. On yıl önce de Bulgaristan’da komünizmin yıkılışını anlatan “Aramızdaki Duvar” adlı ilk romanımı yazmaya başladım. Roman, bugün bile hala çok satar listelerinde ve 4 dile çevrildi. Bugün ise 5 dile çevrilmiş, üçü filme uyarlanmış, 8 yayımlanmış romanım var. Okulda edindiğim iktisat bilgileri bana çok yardımcı oluyor, çünkü bana göre iyi bir roman içerik, kurgu ve karakterler açısından çok iyi bir stratejiyle yazılmalı. Kendime meydan okumayı seviyorum ve yazdığım romanların hepsi derin araştırmalar ve gerçek öykülere dayanıyor.

DÜNYADA 30 MİLYON AIDSLİ VAR
En son Türkçeye çevrilen kitabınız “ Kızıl Altın” uluslar arası kan ticaretinin altüst ettiği hayatları konu alıyor. Sizi böylesine ciddi bir konuda yazmaya iten neydi?
Bütün romanlarım çok az bilinen, önemli konulara değiniyor. İsteğim sadece ilginç bir hikaye anlatmak değil, aynı zamanda okuyucuya tahmin etmediği konularda kendine soru sormak ve cevap vermeye itmek. “Kızıl Altın” yasadışı kan ürünleri ticaretinden mağdur milyonlarca insanın gerçek hikayesini anlatıyor. Dünyada artık onlarca yıldır var olan AIDS ve Hepatit virüsü taşıyan, bu ticaretin kurbanı, yaklaşık 30 milyon insan var. Bunlar bilindiği halde, devletler bazı siyasi ve ekonomik gizli taktik ve oyunlarla bu gerçekleri toplumlardan gizlemeye çalışıyor, çünkü büyük şirket ve hükümetler bu sayede milyarlar kazanıyor. Roman ise uluslararası kan ürünleri ticaretinin de hikayesini anlatıyor. Daha fazla bilgi sahibi olursak, daha iyi korunacağımıza inanıyorum. Romanda aynı zamanda Kaddafi, CIA, Mossad arasında oynanan bazı siyasi oyunlar yüzünden yüzlerce insanın kurbana dönüşmesini de anlatıyor.

Araştırmak için uzun süre harcamış olmalısınız…
Roman hakkında bilgi toplamak 3 yılımı aldı. 3 ayrı kıtada 7 ülkeyi ziyaret ettim, ama değdiğine inanıyorum. Benim en çok dikkatimi çeken, Libya’da 6 Bulgar sağlık çalışanının, bazı gelişmeler sonucu karmaşık siyasi oyunlara malzeme olmuş olmalarıydı. 1999 yılında Kaddafi rejimi tarafından 500 Libyalı çocuğa kasti olarak AIDS bulaştırdıkları suçlamasıyla hapse atılıp, inanılmaz işkenceler gördüler. Aslında Kaddafi, Lockerbie suikastında İngilizlerin yönelttiği suçlamalar sonucunda aldığı darbeye karşılık vermek istiyordu. Ne tür siyasi oyunlar oynandığını tahmin bile edemezsiniz. Libya’nın suikastla ilgili bir bağı yoktu, ancak Batı bu aracılığıyla ağır bir ambargo uygulayarak Kaddafi’yi petrolü çok düşük fiyatlara satmaya zorladı. Öyle ya da böyle, kurbanlar yine “küçük” masum insanlardı.
8 yıl sonra onları tek hatırlayan, zaman zaman aklına yeni skandal gelen medya kalmıştı. O dönemde vatandaşlarımın onların özgürlüğü için savaşmalarını tetikleyecek güçlü bir roman yazmak istiyordum. Olayı araştırmaya başladığımda ise, onların hikayesinin dev bir buzdağının ucu olduğunu öğrendim. Milyarlarca dolar para, onlarca hükümet ve istihbarat kuruluşu, bombalı suikast ve koskoca rejimlerin yıkılması söz konusuydu. Bana göre roman, özellikle günümüzde çok aktüel.
 

SÖYLENENLER BAŞKA GERÇEKLER BAŞKA

Romanlarınızı gerçek olaylardan esinlenerek yazmışsınız. Bu süreçte sizi en çok etkileyen olay neydi?

Romanın hikayesi çok ilginç. Araştırma süresi yaklaşık 3 yılımı aldı. Gerçekte hikayenin özüne indikçe ise olayın iki yüzü beni çok sarstı. Medya ve politikacılar tarafından söylenen başka, gerçek ise bambaşkaydı ve trajikomikti. 2006 yılının sonunda ben araştırmaları bitirmek üzereyken, sağlık çalışanları hakkında ikinci mahkeme kararı açıklanacaktı. Birkaç gazeteciyle birlikte Trablus’a gitmeye karar verdim. Özellikle yazdıklarım dikkate alınırsa, oraya gitmenin tehlikeli olduğunu biliyordum. Medya çalışan

ı kimliğiyle gruba katılıp, o gün ilk defa mahkemede birer hayvan gibi kafesin içinde tutulan Bulgar hemşireleri gördüm. Ve o gün mahkeme ikinci defa ölüm kararı verdi. O gün kendimi de tehlikeye attığım mahkeme salonunda, bu hikayeyi kara mizah olarak yazamayacağımı fark ettim. Aynı akşam bugün elinizde tuttuğunuz romanı yazmaya başladım. İçinde sayısız insan öyküsü olan siyasi gerilim romanım dört ay sonra hazırdı.

Kitap bir bakıma kan bağışı konusunda bilinç yaratacak nitelikte. Siz kitabınızı yazarken kan bağışı hakkında pek çok şey öğrenmiş olmalısınız. Kan bağışı konusunda neler söylemek istersiniz?İnsan hayatının ham maddesi kanın bağışlanmak yerine satılmasını nasıl karşılıyorsunuz?
Kan bağışlamak bir insanın kendi hayat kaynağını başkasıyla paylaştığı eşsiz bir davranış. Beni dehşete düşüren ve bu romanı yazmaya iten ise, politikacıların ve zengin şirketlerin bu değerli hediyenin itibarını düşürmekle birlikte, milyonlarca masum kurbanın ölümü pahasına milyarlarca dolar kazanç sağlamalarıydı. Amacım, yasa dışı kan ürünleri ticaretini açığa çıkararak, okuyucuya tehlikelerini anlatmak ve korunmak için önlem almalarını sağlamak. Aynı zamanda, kan ticaretine bulaşmış olanlara da yaptıkları iş yüzünden yaşanan sonuçlara değinerek düşünmelerini sağlamak istedim. Romanda bu ticaretin, çok az kişinin tahmin edeceği taraflarını anlattım. Şahsen ben öğrendiklerim karşısında şoke olmuştum. Büyük Avrupa şirketleri, Afrika’da kullanılamadığı için bağışlanan kan plazması ürünlerini neredeyse bedavaya alıp, pahalı laboratuvar masraflarını ödememek için “hayvan plazması” etiketiyle ihraç ederek, ardından 400 % kârla sattıkları medikal ürüne dönüştürüyorlar. Ancak, bu ürünlerde bulunan AIDS ve Hepatit virüsleri her üretilen yeni ürüne geçer ve dünyanın en pahalı hastanelerinde yatan ve kafasında en ufak bir soru işareti olmayan hastalar bile, bu hastalıklara yakalanma riski yaşıyor. En büyük ticaret kanallarından biri de Avusturyalı bir şirket aracılığıyla gerçekleşmektedir – özellikle onu incelediğimde şirketin sattığı büyük bir parti malın Trablus’a ulaştığını öğrendim. Viyana’daki çalışanlarla şahsen görüştüm. Bu tür şirketler dünyanın her yerinde var. İnsanlar bu tehlikelerin farkında olması lazım. 

BİR ANNE OLARAK ÇOK ETKİLENDİM
Bir anne olarak, oğluna bakabilmek adına hayat kadınlığı yapan Korina’yı yazarken kendi annelik içgüdülerinizden beslendiniz mi? Duygulandığınız anlar oldu mu?
Tam yerinde bir soru. Romanı yazdığım dönem hamile olduğum ve oğlumun çok ufak olduğu dönemdi .Korina’nın hikayesini yazarken onun oğluna karşı hissettikleriyle güçlü bir empati kurdum. Sanki olanlar benim başıma gelmiş gibiydi. Sık sık gözlerim doluyordu. Korina’nın hayat hikayesi gerçek. Zimbabve veya diğer Afrika ülkelerinde yaşayan, fahişelik dışında hiçbir işte çalışma fırsatı olmayan kadınların ortak hikayesi bu. Korina, sadece oğlunun karnını doyurmak için fahişelik yapıyor. Bağışladığı kan karşılığında aldığı kart sayesinde ise, daha iyi para kazanacağı, beyaz müşteriler bulabiliyor, çünkü beyaz müşteriler kendisinden sağlıklı olduğunu gösteren bu kartı istiyor. Gerçekte ise kartın hiçbir anlamı yok.

O halde bu hikaye sizi kişisel olarak da etkiledi, değil mi?
Fazlasıyla. Hamileyken hala bilgi topluyordum ve romanda anlatılanlara ilham veren gerçek şahitlerle röportaj yapıyordum. O dönemde çok güçlü bir kadınla tanıştım – Kaddafi’nin gizli ajanları tarafından, 9 yıl hapiste kalan diğer hemşirelerle birlikte yakalanmıştı. Onu serbest bırakıyorlar, çünkü çocuklarını kurtardığı onlarca aile onu savunmuştu. Ancak o ana kadar hapiste işkence görmüştü. Ona, yıllardır bana olanları anlatacak şahit aradığımı ifade ettim, o da 8 yıldır gerçekleri anlatacak birin bulmaya çalıştığı söyledi. Birkaç ay sonra oğlum doğdu ve ailem olmadığı ve yalnız olduğum için çocuğun bakımında yardımcı olmasını istedim. Kabul etti ve bugüne kadar hala ailemin bir parçası gibi. Ancak bu kadarla kalmadı, romanın ana kahramanlarından birine dönüştü – Sofia.

BEYAZPERDEYE AKTARILACAK
Kitabınızın beyazperdeye aktarılma durumu var mı?
Aslında bu roman üzerinden, şimdiye kadar Bulgar Film Merkezi ve en saygın sinema kurumlarından biri olan, Avrupa MEDIA fonu tarafından destek alan, büyük bir uluslararası prodüksiyon hazırlanıyor. Türk yapımcılarla da çalışmayı çok isterim. Glass Butterflies romanım üzerinden de film hazırlanıyor. Türkiye’de de yayımlanan ilk romanın “Aramızdaki Duvar” için bir dizi projesi var ve proje sahibi Bulgar yapımcılar, Türk meslektaşlarıyla işbirliği yapmanın yollarını arıyorlar. “The Parchment Maze” romanım üzerinden ise National Geographic bir belgesel hazırları ve bütün dünyada yayınladı.

Kaynak:vatankitap.gazetevatan.com

İpek Ceylan Ünalan


İçeriği beğendiysen paylaş, çünkü paylaşmak güzeldir :)

İçeriği beğendiysen paylaş, çünkü paylaşmak güzeldir :)

ListeKitap Editörü


Siz de ListeKitap ta kendi içeriklerinizi yayınlayabilir
ve bir yazar profiline sahip olabilirsiniz. İletişim: yazar@listekitap.com

ListeKitap Editörü


Siz de ListeKitap ta kendi içeriklerinizi yayınlayabilir
ve bir yazar profiline sahip olabilirsiniz. iletişim: yazar@listekitap.com

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapın. Üye değilseniz Kayıt Olun

En İyi 15 Aşk Sözü İle Shakespeare

21.769 kez okundu 17 Eylül 2016

Cemal Süreya: Neydi şiir? Neden ve nasıl yazdım?

14.159 kez okundu 06 Haziran 2016

Adalar yeni bir kitapçıya kavuştu: Heybeli Sahaf

5.077 kez okundu 26 Temmuz 2016

Mutlaka İzlemeniz Gereken 9 Anime

11.084 kez okundu 27 Eylül 2016

En İyi 10 Al Pacino Filmi

4.769 kez okundu 17 Şubat 2016

İçimizdeki Şeytan’dan 15 Etkileyici Alıntı

11.798 kez okundu 24 Kasım 2016

Türk Sinemasından Hafızalara Kazınan 10 Sahne

18.333 kez okundu 09 Eylül 2016

Kitapların Uçabildiği Bir Dünya

6.774 kez okundu 09 Temmuz 2015

Engelleri Aşan Animasyon: Meşin Yuvarlak

5.028 kez okundu 14 Eylül 2016

Israrla Yalnış Telafuz Edilen Kelimeler

28.341 kez okundu 28 Kasım 2016


Bizi sosyal medyada takip edin

Arkadaşına Gönder

kalan süre
45% Complete
59 Dk