Yazarlar
+ Yazar ol
+ Reklam ver
Türkiye'nin ilk ve tek sosyal içerikli kitap sitesi





Halil Cibran: Yalnız bir kere dilsiz kaldım, biri bana, ‘Kimsin sen?’ diye sorduğu zaman.

30 Mart 2016 13:21

 

Sessizliğin iç zenginliğini keşfeden şair: Halil Cibran

 

Edebiyat, insanı çağırır!

Şiir bu çağrının en son aşaması, zirvesidir.

Şiirin nefesi, diğer yazı türleri gibi kâğıt üzerinde donup kalmaz, kayıt altında tutulamaz.

Bu yüzden şiirin sözü nefes alıp verir hep; onun yaşamının sıcaklığı sonsuzluktur bana göre.

Şiirin sonsuzluğunun yaratıcısı olan şair de, aslında kendi sonsuzluğunun peşine düşerek doğurmuştur şiirinin sonsuzluğunu; çünkü kendi kalbine hükmedememektedir o.

O kalp ki, her türlü yaraya ve sevgiye açıktır sonsuza dek.

 

"Şair, sarayının külleri üzerinde oturan,

tahttan indirilmiş bir kraldır;

küllerden bir biçim, bir resim

bir söz bulutu,

bir toz bulutu tasarlamaya çalışan.”

 

Halil Cibran’ın, şairi yerleştirdiği bu boşlukta; bu bize olan uzaklık ve mütevazı yücelik içinde; sözün bilgisiyle müziği ve yine sözün resmiyle bulutsu büyüsü savrulup duruyor sanki.

Bizlerin çok uzağındaki bir hakikattir bu.

Söz bulutunun girdabı içinde sürekli yoğrulan bir hakikat!

 

“Şiir bir fikrin, bir kanının ifadesi değildir.

Bir şarkıdır o, kanayan bir yaradan yükselen

yahut gülen bir ağızdan çıkan.”

 

Şiir yalnızdır!

Şair Halil Cibran da bu şiirin şairidir!

Bizleri o muhteşem yalnızlığını paylaşmaya davet ediyor; yeniden yayımlanan Kum ve Köpük ile Kaçık adlı kitaplardaki şiirleriyle.

Ama onun yalnızlığının huzurunu bozmadan yapmalıyız bunu:

 

“Hey arkadaşım, yoldaşım, benim!

diye seslendiğinde,

ben de sana, ‘Hey, yoldaşım, arkadaşım!’

diye karşılık veriyorum, o kadar

görmeni istemiyorum çünkü,

indiğim cehennemi.

 

Gözlerinin nurunu söndürür

alevler, çünkü, senin,

dumanlar burnunu yakar.

 

Ama cehennemimi seviyorum ben,

senin ziyaretine razı olamayacak kadar.

 

Ve yalnız olmak istiyorum orada da,

kendi cehennemimle, öyle, yalnız"

(Kaçık’ta yer alan “Dostum” şiirinden)

 

Arap asıllı Halil Cibran 1883 yılında Lübnan’da doğmuş, 1931 yılında 20 yıldan beri yaşadığı ABD’de, yakalandığı hastalıktan kurtulamayarak, yalnızlık ve yoksulluk içinde ölmüş. Eserlerini Arapça, İngilizce yazan şair ve filozof, Fransa’dayken bir süre heykeltıraş Rodin’in atölyesine de devam etmiş. Halil Cibran’ın resimleri dünyanın en önemli galerilerinde sergilenmiş, şiirleri birçok dile çevrilmiştir.

Onun şiirlerinde (metinlerinde) ve resimlerinde, insanı derinden etkileyen bir felsefi yapı vardır. Daha 1920’lerde varoluşçuluğun felsefi ve poetik temellerini atmıştır bana göre:

 

“Yalnız bir kere dilsiz kaldım,

biri bana, ‘Kimsin sen?’

diye sorduğu zaman.”

 

Halil Cibran, bu coğrafyanın bütün şairleri ve filozofları gibi binlerce yıllık kadim bir geleneğe sahip çıkarak duygu ve düşünce yolunu insanın içinden başlatmış, ve bu iç âlemde gezinerek hakikati aramıştır. Onun metinleri bu iç hakikatin dışa sızan işaretleridir aslında. Ki, ezoterik bir hâl içindedirler.

 

Parçalanamayacak bir hakikattir bu.

Ve bütünüyle insana aittir:

 

“Daha dün kendimi,

uyumsuz titreşimlerle

hayatın göğünde dolaşan

bir toz zerresi olarak görüyordum;

Bugün ve işte şimdi biliyorum ki,

gök benim, ben kendim;

ve uyumlu toz zerreleri halinde

bu, içimde dolaşıp duran da

hayatın kendisi.”

 

Halil Cibran, sessizliğin iç zenginliğini keşfetmiş ve burada insanın başkaldırı gücünü görmüş, bunu da açıkça dillendirmiştir:

 

“Baskıya başkaldırmayan kişi

kendine karşı adaletsizdir.”

 

Onun sessizliğinin şaire ait duygu ve düşünce evrenine nüfuz edebilirsek şayet bilinen en büyük güç olduğunu anlarız; hem de en adilinden.

Diyor ki,

 

“Bana sessizlik verin,

sizin için geceyi yerinden oynatayım.”

 

Kum ve Köpük ile Kaçık’ta, diğer bütün eserlerinde de , Cibran’ın öğretisi diyebileceğimiz o özel kelam; niceliği ve niteliği kolayca tesbit edilemeyecek boyutlarda.

İnsan bu yalın ama derinlikli ve çok açılımlı kelamı anlamada hem zorlanıyor hem de heyecanlanıyor. Halil Cibran’ı farklı okumalar içinde anlamaya çalıştığımızda; hayatı, insanı, doğayı, sanatı, aşkı, tanrıyı, güzeli, tutkuyu; bizim zihnimize, duygumuza, fikriyatımıza kodlanmış olan değerlerin, kriterlerin çok ötesinde bir bakış açısıyla, bir gözle değerlendirmeye çalışıyoruz.

Ama, bu hiç de kolay olmuyor tabii.

O bizi kendimizle değil de, bu kodlanmışlığımızla baş başa bırakıyor çünkü.

Şair Cahit Koytak, Halil Cibran’ın şiirlerini her kelimesine her hecesine nüfuz ederek, anlamlarını hiç eksiltmeden, hatta çoğaltarak, mükemmel bir Türkçe ile çevirmiş.

Halil Cibran’ın kitapları başucu kitabıdır, hayat kılavuzudur çünkü. Sık sık değişik yayınevlerinden yayınlanır ama, ben Cahit Koytak’ın çevirisini aramanızı öneririm.

 

Pakize Barışta

3 Eylül 2012

Kum ve Köpük, Kaçık - Halil Cibran

Çeviren: Cahit Koytak

 


İçeriği beğendiysen paylaş, çünkü paylaşmak güzeldir :)

İçeriği beğendiysen paylaş, çünkü paylaşmak güzeldir :)

admin-profile/can-ucar.jpg
Can UÇAR

ListeKitap Editörü


Siz de ListeKitap ta kendi içeriklerinizi yayınlayabilir
ve bir yazar profiline sahip olabilirsiniz. İletişim: yazar@listekitap.com

admin-profile/can-ucar.jpg
Can UÇAR

ListeKitap Editörü


Siz de ListeKitap ta kendi içeriklerinizi yayınlayabilir
ve bir yazar profiline sahip olabilirsiniz. iletişim: yazar@listekitap.com

Yorumlar

Yorum yapabilmek için lütfen giriş yapın. Üye değilseniz Kayıt Olun

Hayatın Anlamını Gerçek Filozoflarla Arayan 8 Film

5.727 kez okundu 31 Ağustos 2015

Birbirinden İlginç 13 Kitap Ayracı

14.297 kez okundu 20 Mayıs 2015

Tolstoy’un Kendine Koyduğu 17 Hayat Kuralı

48.170 kez okundu 06 Ağustos 2015

Okurları Çıldırtan 17 Kitap Uyarlaması Film

4.864 kez okundu 29 Temmuz 2015

Bu Hafta Vizyona Girecek 6 Film

7.785 kez okundu 15 Aralık 2016

En İlginç 25 Kitaplık Tasarımı

6.176 kez okundu 22 Mayıs 2015


Bizi sosyal medyada takip edin

Arkadaşına Gönder

kalan süre
45% Complete
59 Dk